Söyleşi- Serap Telöz


Birgün Gazetesi

‘Kamera gibi izlemeyi tercih ettim’
18.10.2014 09:51 YAŞAM
2014 Yunus Nadi Edebiyat Ödülü sahibi yazar Mehmet Zaman Saçlıoğlu ile kitabı ‘General Uçtu’yu konuştuk.  Kitap 12 Eylül sürecinden sonra oğulları idam edilen bir ailenin yaşadıklarını ve hesaplaşma sürecini konu alıyor

SERAP TELÖZ

Üç darbeye tanık olduk, kitapların yakılıp yasaklanmasına, kardeşin kardeşle karşı karşıya getirilişine, ağır işkencelere, gözaltında yok olan, bir daha asla haber alınamayan kayıplarımıza ve kıyımlara tanık olduk. İşte böylesine sancılı bir sürecin ardında bıraktıkları diyebiliriz “General Uçtu”ya. Zaman zaman 1970’lere dönüşlerle anlattığı romanın kahramanı köy enstitülü baba Harun Bey. 1980 darbesi sonrasında düzmece bir mahkemeyle idam edilen oğlu Murat’ın ardından yaşadıklarını, hesaplaşmasını dinamik ve akıcı anlatımıyla okumaktan öte capcanlı karşınızda bulacağınız bir roman “General Uçtu.” Yazarı Mehmet Zaman Saçlıoğlu ile son kitabı General Uçtu’yu konuştuk.

»Öykülerinizde genellikle kullandığınız felsefi dilin, derinliğin, romanda yerini net, yalın ve daha somut bir dile bıraktığını görüyoruz.
Aslında sadece bu roman için böyle oldu. Çünkü bu romanın konusu bence yoğun bir dili kaldırmazdı. Olaylar gerçek kadar somuttu ve yeterince duygu yoğunluğu, acı taşıyordu. Başka bir dille farklı bir atmosfer ya da yapay bir gerçeklik yaratmayı doğru bulmadım. Ayrıca bir kamera gibi izlemeyi yeğledim. Böylelikle kendi düşüncelerimi ve görüşlerimi olabildiğince dışarıda tutmaya da çalıştım.

»Öykülerin de romanların da ayrı öyküleri vardır. “General Uçtu”nun doğuş ve yazım öyküsü nedir?
Bu kitap, tiyatrocu arkadaşım Ayhan Kavas’ın bir çekirdek konu önerisiyle doğdu. Ayhan, yaşlı öğretmen bir babanın asılmış olan oğlunun intikamını almak için ailecek dönemin sorumlusu generali kaçırmasını ve onunla hesaplaşmalarını düşündüğü kısa bir öykü getirdi. Bunu senaryo yapmak istediğini söyledi ama ben senaryo yerine roman yazayım, sen buradan senaryoyu geliştir dedim.

»“General Uçtu”yu elime aldığımda bir darbe romanı okuyacağımı düşünmüştüm ancak daha fazlasıyla karşılaştım. Darbe sonrasındaki ailelerin dramlarına, öfkelerine, acılarına, yaşama tutunma çabalarına şahit olduk. Yazarken çekindiğiniz yerler hatta sildiğiniz, geri adım attığınız yerler oldu mu?
Kendime sansür uygulamayı istemedim, ama biliyorsunuz yasalar var ve birileri hakaret ya da itham nedeniyle davalar açabilirler. Buna neden olabilecek cümleleri kullanmaktan kaçındım, yoksa daha sert bir üslup kullanılabilirdi kuşkusuz. İnsanın içinden çok daha fazla şey söylemek geliyor ama dediğim gibi mahkemelerle uğraşmaya da gerek yok.

»Romanda Köy Enstitüleri dönemine güçlü bir vurgu var. Özellikle gençlerde bir farkındalık yaratma çabası diyebilir miyiz?
Eylülden sonra çoğu aile çocuklarının siyasetten uzak kalmalarını, acı çekmemelerini istediler. Bugün çevremizde, anne babaları o dönemin aktif siyasi bireyleri olan ama kendilerinin apolitik olduğu otuzlu yaşlarda insanlar var. Romanı okuyan 20-35 yaş arasındaki okurlar özellikle bilmedikleri bir dönemi bu sayede biraz tanıdıklarını söylüyorlar. Romandaki kişileri ve aile ilişkilerini idealize edilmiş bulanlar da var ama o dönemin insan ilişkileri, orta sınıf aileleri öyleydi. Bir şey abartmadım. Bu yorum, bana otuz yıl içinde toplumumuzdaki değerlerin nasıl değiştiğini de gösterdi.

»Romanı oyundan önce ve oyundan sonra diye iki bölüme ayırmış gibisiniz? Sanki okura, oyundan öncesinde gerçek yaşamları okudun ancak şimdi okuyacağınız metni oyun gibi okuyun vurgusu var gibi.
Evet öyle, romanın ikinci bölümü bir oyun. Okuyucu bu oyunu bilinçle okusun istedim. Epik tiyatro oyunları gibi.

»Senaryo olarak gündeme gelen “General Uçtu”nun film aşaması ile ilgili gelişmelerin geldiği nokta nedir? Beyaz perdede ne zaman wFiliz Kaynak Kavas iyi bir yönetmen, sinema ve dizi dünyasında tanınıyor. Mahallenin Muhtarları gibi birçok başarılı diziye imza attı yönetmen olarak. Anlaşma gerçekleşirse önümüzdeki bahar aylarında filmin çekilme olasılığı var.

»“General Uçtu’yu bitirdiğimizde Zamansal Dizin’le karşılaşıyoruz, sanırım böyle bir çalışma ilk defa yapılıyor.
Haklısınız, bu dizin bir romanın yazılmasındaki üç gerçekliği birbiriyle ilişkilendiren bir dizin. Dünyanın gerçeği, yazarın gerçeği ve romanın gerçeğinin nasıl çakıştığına ya da farklılaştığına tanık oluyoruz. Bu da okuyucu için ilginç bir okuma deneyimi oldu sanırım.

***

Kalan tek gerçek yazılanın kendisi

»Yunus Nadi Öykü Ödülü/1993, Sait Faik Hikâye Armağanı/1994, Haldun Taner Öykü Ödülü/1998 ve 2014’te ilk romanınız “General Uçtu” ile birlikte Yunus Nadi Roman Ödülü geldi. Zaman zaman edebiyat ödüllerinde jüride de yer almış bir yazar olarak; ödül sistemi, Türk Edebiyatı’ndaki, yayın dünyasındaki yeri nerede?
Ödüller, kimin adına konulduğu ve jürisinin kim olduğu ile önem kazanır. Bu tür ödüllerin edebiyat dünyasında bir yeri var ve kitaplara, yazarlara biraz yol açıyorlar.

Yine de ödüllü kitaplarımın hiçbirinin çok baskı yapmadığını söylersem, bunun satışla ilgisi olmadığını, sadece bazı ödüllerin bir prestij sağlayabildiğini anlayabiliriz. Ödüller edebiyat dünyasının kendi içindeki bir değerlendirme sistemi. Popüler edebiyat kitapları, ödül almadıkları halde büyük tirajlar yapabiliyor, yazarına çok daha fazla tanıtım sağlayabiliyor. Bugün Nobel Edebiyat Ödülü alanların listesine bakarsak belki yarısının adını bile bilmeyiz. Silinmiş gitmişlerdir. Hepsi bir oyun bence. Kalan tek gerçek, yapıtın kendisi ve zamana dayanabilirliği.