BİR DE KAPLUMBAĞA VAR


Bir de kaplumbağa var

Mehmet Zaman Saçlıoğlu, polemiklerle uğraşmak yerine şiir ve öyküleriyle ulaşmayı amaçlıyor.

Tavşanların adları çokça geçse de, kazanan hep kaplumbağalar olacaktır. Mehmet Zaman Saçlıoğlu bir kaplumbağa şair, yazardır.

 

SUNAY AKIN

Yüzyıllar öncesinde yaşamış bir kaplumbağanın kabuğu ile bir adamın evleneceği kadınla tanışmasına neden olan koldüğmesi, eşinin küpesi, sevgilisinin bir tutam saçı ve siyah külotu bir araya nasıl gelir?.. Bu sorunun yanıtı; Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun ‘Rüzgar Geri Getirirse’ adlı yeni kitabının sayfalarında okurları bekliyor.
Saçlıoğlu, ‘Heykel’ adlı öyküde, heykeltraş, Erdoğan’ın siyah bir mermerle olan serüvenini anlatıyor. İşadamı Kenan Bey’in koldüğmesi, karısının küpesi, sevgilisinin saçı ve külotu da bu öyküde geliyor bir araya. Ama Kenan Bey yok ortalıkta!.. Ölmüş olan Kenan Bey’in heykelidir, Erdoğan’ın siyah mermere yontmaya çalıştığı. Bir insanın hayatındaki özel anların simgesi olan objeleri, bir kaplumbağa fosilinde buluşturmak Saçlıoğlu’nun yaratıcılığının sonucudur elbette. Yazar, söz konusu öyküde, bir heykeltraşın titizliğini, sabrını, emeğini sözcüklerle öylesine güzel anlatıyor ki, bir ara okur, elinde bir çekiç ve keski olduğu hissine kapılıyor: “Önce modele uyar kabasını atarsın ama oymaya başladığında o gizli olan öteki heykel senin yaptığın modelle çatışmaya başlar. Senin düşündüğüne benzer ama daha güzeldir. Senin onu bulmanı bekler.”
‘Rüzgar Geri Getirirse’nin içindeki yedi öyküden biri heykel… Ve beni adıyla ilk çeken!.. Okurken, Ahmet Haşim’in Krippel tarafından yapılan ilk Atatürk heykelini eleştirmesi geldi aklıma… Yahya Kemal’in, Beşiktaş’taki Barbaros heykelinin arkasına yazılı şiir, Melih Cevdet Anday’ın Paris’te heykeli dikilen insanların mesleklerini merak etmesi, Özdemir Asaf’ın heykel dolu dizeleri… Sahi, ne var heykellerde nice şairi kendine çeken?.. Ya da, ‘Heykel’ adlı bir öykü yazmaya iten?.. Daha çok öykücü kimliğiyle tanınıyor Mehmet Zaman Saçlıoğlu. O, bir şairdir aynı zamanda. Haldun Taner, Yunus Nadi Öykü Ödülleri’ni ve Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanmış olması şair kimliğine haksızlık yapılmasına neden olmuş. İşte, Saçlıoğlu’nun, öykü kitabıyla aynı anda yayımlanan ‘Sarkaç’ adlı şiir kitabından
Einstein’a ithaf edilen dizeler:
Bu sabah yüzüme  Dudak izimi taşıdı ilk ışık  Geceyi öperken camda kalan. 
Bu denli derinlerden imge çıkarmayı başaran şairlere çok sık rastlanılmıyor artık. Dalgıçlık yerine, kıyıda deve güreşi yapmayı, birbirine su sıçratmayı yeğliyor çoğunluk. Mehmet Zaman Saçlıoğlu ise şiirleriyle, öyküleriyle büyütüyor paletini, derine, daha derine ulaşabilmek için!.. Yıllardır polemikler, küsür hesaplarla uğraşmak yerine, edebiyat sularındaki istiridyelerden inciler çıkarıyor günışığına. ‘Göl ve Gölge’ adlı öyküsündeki kahraman da, kendinden başkası değildir: “Kitabın eskiliği yalnızca nesnesinin eskiliğinden değil, içindeki metinlerden de kaynaklanıyor. Üstelik, metinler kendilerinden de eski olan başka metinleri anlatıyor. Başka hiçbir kitapta olmadığı kadar çok katman görmenin verdiği bir mutlulukla kitabı elimden bırakamıyorum neredeyse.”
‘Filmler’ adlı öykü ise Hitchcok’u aratmayacak ustalıkta. Bu öyküde Saçlıoğlu, bir film makinesiyle birlikte eskiciden aldığı, birden yirmi üçe kadar numaralandırılmış filmlerin öyküsünü anlatıyor. Bir gerilim harikası olan öyküden bir bölümü kesip, yazımıza alalım: “Israrla on üçüncü filmi birkaç kez daha izledim. Her şeyin burada başladığına kendimi inandırabilecek bir ipucu bulmaya çalışıyordum. Ama on üçüncü filmde hiçbir kötülük göremiyordum. Belki de asıl uğursuzluk buydu. İnsanlara kendini göstermeden oluşan ve varlığı fark edilince her şeyin artık çok geç olduğu bir uğursuzluk. Bu da on üçüncü filmden başkasında olamazdı. On üç rakamı, uğursuz olduğunun asla kanıtlanamayacağı kadar büyük bir uğursuzluğa sahipti sanki.”
Mehmet Zaman Saçlıoğlu Sineması’nda iki film birden oynuyor. Biri, sayfalarında yedi öykü barındıran ‘Rüzgar Geri Getirirse’, diğeri bir şiir kitabı olan ‘Sarkaç’. Yer göstericinin ışığı bu yazıda Saçlıoğlu’nun ‘Rüzgar Geri Getirirse’ adlı öykü kitabında gezindi daha çok. Öyleyse biraz da, şiir kitabına ad olan ‘Sarkaç’ın dizelerine döndürelim elfenerimizi.
Karadan değil, martıdan  Ayrılınca anladım denizi  Her limanda bir korsanın mührü  Her kalede çocukluğum gizli. 
Şiiri, şairden çıktıktan sonra okuyucuda süren, hatta onda gelişen bir metin olarak algılayan Saçlıoğlu’nun öykülerini Ahmet Cemal şöyle yorumluyor: “Mutlaka herhangi bir zamanın içinde doğan ve yine mutlaka herhangi bir zaman parçasıyla sınırlanan insanoğlunun, kendisinden çok önce başlamış bir sonsuzluk nehrine kendi yaşantılarından bıraktıkları.”
Saçlıoğlu’nun, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan kitaplarının kapaklarından söz etmeden geçmek hata, daha doğrusu haksızlık olur. Kitapların kapaklarında Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun resimleri yer almaktadır. Bir gizli şairdir Gürbüz Doğan Ekşioğlu. Şiir kitapları yoktur ama resim dünyasında şiir sanatının sınırına en yakın evde oturur. Hatta, balkonu sınırı aşmış, şiire taşmıştır!
Kaplumbağadan söz ederek başladık, Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun yeni çıkan öykü ve şiir kitaplarını anlatmaya. Varış çizgisine de kaplumbağanın tavşanla yaptığı meşhur yarışı örnek vererek ulaşalım: Edebiyat bir uzun koşudur. Tavşanların adları çokça geçse de, kazanan hep kaplumbağalar olacaktır.
Saçlıoğlu bir kaplumbağa şair, kaplumbağa yazardır!
* * *

Radikal   25. 10. 2002

Leave a Comment